26 Ağustos 2009 Çarşamba

Hoca takım tutar mı?

1966-1967 Sezonu
Türkiye Kupası Final Maçı
25.06.1967
Alsancak Stadyumu
İzmir, Türkiye
Altay.png
Altay
2-2
(Yazı Tura ile Altay)
Goztepe.png
Göztepe


http://www.macanilari.com/getir.php?fid=196619678613&aid=17347

ilk basımı 2006 yılı olan serkan boyacıoğlu'nun derlediği "inadına göztepe" kitabından;

oğuz sarvan'ın "hoca takım tutar mı?" başlıklı yazısından;

1960'lı yılların başı. henüz ilkokula bile gitmiyorum. izmir'in kahramanlar semtinde oturuyoruz. kimden, nasıl etkilendim bilmiyorum, metin oktay hayranlığım var. bir gün, mahallenin ileri gelen çocuklarından biriyle pazara gittik ve üzerinde gs amblemi olan bir tişört aldık. ben utana sıkıla mahallede bu tişörtle dolaşırken o zamanlar hakem olan babamla karşılaştık. üzerimdeki giysinin babamda şaşkınlık yarattığını hisseder gibi oldum. söz konusu tişört daha ilk yıkamada solunca sadece birkaç gün giymiş bulundum.

o yıllarda radyo yayınları çok kısıtlıydı. halit kıvanç'ın anlatımını parazitler arasından dinlemeye çalışıyorduk. ne internet ne de cep telefonu. televizyon bile yok aslına bakarsanız... sokaklarda tek başıma yürürken kendimi metin oktay gibi hissediyordum. hiç maçını seyretmemiştim ama mahallede büyük çocuklardan efsane gibi dinliyorduk. görmeden futboluna hayran olmuştum. bu derece etkilenmem elbette sadece görmediğim futbolundan değildi. izmirli olmasının yanısıra son derece mütevazı ve centilmen kişiliği beni derinden vurmuştu. bir fenerbahçe maçında, kendisi aleyhine tezahürat yapan rakip takım taraftarlarına kalbini tutarak el sallaması ve onların da sevgisini kazanması hiç unutamadığım ve benim kişiliğimi etkilediğini düşündüğüm davranışıydı. futbol sadece futboldu belki de o zamanlarda henüz ve futbolcular da toplumun daha bir içindeydiler sanki.

derken, metin oktay italya'ya gitti, biz de izmir'in küçükyalı semtine taşındık. ilkokul son sınıftaydım. sanıyorum ki metin oktay'ı italya macerasına başlayışıyla eskisi gibi takip edemem, -dedik ya, dünya liglerini ayağınıza getiren teknoloji nerde?-, yavaş yavaş daha bilinçli duruma gelmem, göztepe'nin semtimizin kulübü ve iyiye giden bir futbol takımına sahip olması ona karşı sempati duymama neden oldu. artık futbola olan ilgi ve sevgimin bütününü göztepe'ye ayırmaya başlamıştım.

o gün, hayatımda unutamayacağım tarihi bir gündü. türkiye kupası ilk defa istanbul dışına çıkmış ve izmir'e gelmişti. finalistler iki izmir takımıydı. altay ve göztepe. maçı, kapalı tribünde, basın tribününün hemen yanındaki kapının dibinde seyrettim. hatırladığım veya algıladığım en önemli tablo, açık tribündeki toplam 20-30 kişilik göztepe taraftarıydı. stadyum tamamen doluydu ve o grup dışında hemen hemen herkes altaylıydı. en azından ben öyle algılamıştım. gene hatırladığım kadarıyla göztepe 2-0 öne geçti. daha sonra altay 2 gol atarak durumu 2-2 yaptı. sonuçta kupayı kazanan para atışı ile belirlenecekti. maçın hakemi yabancıydı. o yıllarda yabancı hakemlerin maçları yönetmesi alışılageldik bir durumdu. futbolcular para atışı için oyun alanının ortasında toplandılar. hakemin yanında, eğer yanlış hatırlamıyorsam altay'dan ayfer elmastaşoğlu, göztepe'den de gürsel aksel vardı. ama orada olduğunu çok iyi hatırladığım kişi göztepeli halil kiraz'dı. bütün stad heyecan içindeydi. ben de yavaş yavaş kapıya yaklaştım ve bir ayağım kapının iç tarafında diğeri dışında para atışının sonucu beklemeye başladım. hakem parayı havaya attı, para yere düştüğünde halil kiraz'ın kafasını tutarak üzülmesinden ve altaylıların sevinmesinden kimin kazandığı belli oldu. stadda gördüğüm son manzara buydu. o anda arkamı döndüm, koşar adımlarla oradan uzaklaşmaya başladım ve göztepelilik iliklerime kadar işledi. o güne kadar içimde gizli gizli büyüyen sempati bir anda sevgiye ve gençliğimin en büyük tutkusuna dönüştü. para atışı yapılıncaya kadar bile henüz sempati düzeyinde olan duygularım bir anda değişerek inanılmaz bir sevgiye dönüşmüştü.

25 Ağustos 2009 Salı

federal almanya'yı sevmek!

1976 Avrupa Şampiyonası Finalleri
Final Maçı
20.06.1976
Belgrad, Yugoslavya
Cekoslavakya.png
Çekoslavakya
2-2
(Penaltılarla 5-3)
Almanya.png
Almanya

http://www.macanilari.com/getir.php?fid=197619769404&aid=12767

ilk basımı 2002 olan "dünya kupası" kitabında mehmet demirkol'un "(federal) almanya'yı sevmek" başlıklı yazısından;

karanlıktı yugoslavya... hangi mevsim, hangi tarih hangi günün akşamı olduğunu bilmiyorum. öyle boşlukta bir gün yugoslavya'da hava karanlık ve kasvetli olmalı. tv'den öyle görülüyor, ben öyle görüyorum ya da...

kahramanlarım, çekoslavakya'yla final oynuyor. 6 yaşındaymışım. 'mışım' diyorum çünkü o dönemden başka bir şey hatırlamıyorum. yaşıma sonradan yaptığım hesapla varıyorum. sadece o karşılaşma var... +120 dakika. hatırladığım ilk büyük maç. hatırladığım ilk maç... her saniyesi beynime kazılı. tertemiz bir dimağın üzerine kazman ilk yeşil zeminli data. hiç unutamadığım sekans ise uzun süre rüyalarıma giriyor sonra...

hoeness penaltıyı kaçırmış. topun başında uzun saçlı, sırça bıyıklı, çirkin bir adam. sporcuya benzemiyor. bizim bakkala benziyor daha çok. adı panenka'ymış. spiker öyle diyor. daha önce hiç görmediğim (daha sonra bir kez totti, bir kez gençlerli tolga'dan -geri model benzerlerini- gördüğüm), o gün için adlandıramadığım, ama hiç hoşlanmadığım (hoşlanmamam taraftarlığımdan) stilde attığı penaltı en büyük kahramanım maier'i allak bullak ediyor. (kahramanımı o gün edinmişim. babam anlattı daha yeni. iki yıl önce dünya kupası'nı kazanmışlar. dünyanın en iyi takımını yenmişler. hollanda'yı... onlarda bir adam varmış, sarı fare... her şeyi yapabilirmiş sahada. onun takımını bile yenmişler. bunlar muhteşem adamlar olmalı!..) top havada süzülüyor. ekrandan nereye gittiği belli olmuyor. dışarı gitti; öyle olmalı. hayır... top süzülüp filelere dokunuyor. sadece dokunuyor. bu nasıl penaltı. (sonradan çekoslavakya bilardo şampiyonu olduğu da efsane oluyor panenka'nın) tekrarlanmalı. onay için babama bakıyorum. o çekoslavakya'yı tutuyor galiba. hain!

sevinç... bütün çekoslavaklar o hiç sevmediğim adama doğru koşuyor. henüz küfür öğrenmemişim. ne diyebilirim? nasıl sinirimi çıkarabilirim? ağlıyorum. babam garip bir ifadeyle bakıyor suratıma. "bu çocuk deli" diyor herhalde. ne bileyim, ben çekoslavakyalılaştıramadıklarınızdanım. ayrıca yoğurdu da sarmısaklayarak saklarım.

yazıdaki diğer anılar için;

1978 dünya kupası finalleri final maçı
arjantin 3-1 hollanda (uzatmalarda)
http://www.macanilari.com/getir.php?fid=197819789238&aid=12769

1982 dünya kupası finalleri yarı final maçı
almanya 3-3 fransa (penaltılarla 5-4)
http://www.macanilari.com/getir.php?fid=198219829250&aid=12772

18 Ağustos 2009 Salı

kimler vardı iyi kumarcılardan?

1982-1983 Sezonu
1. Lig 32. Hafta Maçı
İstanbul, Türkiye
Galatasaray.png
Galatasaray
4-4Fenerbahce.png
Fenerbahçe


cem pamiroğlu röportajından; (boxer, temmuz 2007)

fenerbahçe altyapısında yetişip a takıma çıkan nadir oyunculardansınız. hangi tarihler arasında fenerbahçe'de forma giydiniz?

- 1957'de fenerbahçe semtinde doğdum. 1970'de fenerbahçe'nin altyapısında futbola başladım. beş sene sonra a takıma yükeldim. 12 sene fenerbahçe'de futbol oynadım, kaptanlığa yükseldim. 1987'de sarıyer'e transfer oldum. üç sene sarıyer'de forma giydikten sonra fenerbahçe ile sarıyer arasında oynanan maçta jübilemi yaparak aktif futbol hayatımı noktaladım.

futbolculuğunuz döneminde derağzı'nda şartların çok köt olduğu söyleniyor. doğru mu?

- soyunma odasının ortasında bir odun sobası vardı; idman sonrası kirlenen formalarımızı elde yıkar, o sobada kuruturduk. takunylar tam bir faciaydı. banyodan sonra o takunyalarla yürürken sabuna basıp kolumuzu, bacağımızı kırdığımız zamanlar oldu. günümüz futbolcuları çok şanslı. lüks terlikler, banyolar, jakuziler... bu dönemde futbolcu olmayı çok isterdim.

her futbolcunun saha içinde ya da saha dışında komik anıları vardır. siz de bunlardan birini bizimle paylaşır mısınız?

- futbolcu arkadaşlarımızla toplanır, eğlenmeye giderdik. ben çok fazla abartmazdım. o işlerin üstadı bizim çingene arif'ti. gece haytına çok düşkündü. sabahlara kadar eğlenir, gezer, tozar ama ertesi gün maça çıkar takır takır topunu oynardı. efsane kadroyla şampiyon olduğumuz yıl, her maçta muhteşem bir performans gösteriyorduk. o yıl beş kupayla sezonu kapattık. aynı yıl galatasaray derbisi öncesi o zamanki başkanımız ali şen bana "kaptan yarın önemli bir derbi maçımız var. bu adamı sana emanet ediyorum. aman dışarı bırakma. gerekirse kapıları kilitle, çıkmasın. sen de başında nöbet tut" dedi. ozaman bekarız... arif'in evine gittim. saat12'ye yaklaşıyor. arif "hadi abi çıkalım dışarı" dedi. "dur oğlum yarın önemli maçızımız var, ne yapıyorsun? otur oturduğun yerde" dedim. o an ki halini görmenizi isterdim. kedi gibi camın kenrına tünedi ve çaresiz bir şekilde dışarıyı izlemeye başladı. ama sonunda dayanamadı ve "abi yapma ya, bari tarabya'da iki rakı balık yapalım gelelim" dedi. tabii ben başkana söz verdiğim için bırakmadım.

çingene arif için "alemin efsanesi" demek yanlış olmaz herhalde.

- arif makaranın üstadıydı. her türlü fırlamalık, piçlik ondaydı. yöneticileri haraca keserdi. o kadar çok gezerdi ki geceleri, arif'e para yetiştirmek ayrı bir dertti. bizim bir yönetici vardı. ahmet erol diye. arif bu ahmet abi'yi her gün soyardı. resmen haraç alırdı adamdan. ahmet abi yine bir gün geldi. arif'i görür görmez "valla billa para yok bende. az önce bir arkadaşı gördüm. üzerimdeki bütün parayı ona borç verdim" dedi. arif tutturdu "üstünü arayacağım" diye. başladı koca adamın üzerini aramaya. hani dedektörle havalimanında arama yaparlar ya, arif de yöneticiyi öyle baştan aşağı aramaya başladı. adamın çorabının içinde bir tomar para buldu. kaptı parayı, gitti aleme. ahmet abi deküfrü bastı, "ulan çoraba sakladığım parayı nasıl buldun?" diye. arif bugün futbolcu olsa magazin basınının bir numaralı malzemesi olurdu.

siz de gezmez miydiniz onunla?

- gezerdik tabii ama arif kadar değil. o gezmenn suyunu çıkarırdı. hiç eve gelmez, aynı kıyafetle bir hafta takılırdı. her sabah antrenmanda arif'i çekerdik kenara, alemd neler olduğunu sorardık. o da anlatırdı. "şu karıyı şurada x herifle gördüm. o kulüpte şu vardı" diye. arif'ten aldığımız bilgilerle de akşam dışarı çıkardık.

bir nevi rehberlik hizmeti veriyordu. öyle mi?

- tabi tabi... çok gezdiği için her mekanı, her takılanı bilirdi. aleme yeni başlayan genç arkadaşlar için faydalı bilgiler verirdi.

kumar olayı çok yaygındı sizin döneminizde. kimler vardı iyi kumarcılardan?

- mesela bizim engin, alpaslan, ali kemal ve cemal bu konuda sağlam arkadaşlardı. kamplarda hiç boş geçilmez, kumar olayına girilirdi. ote odasında toplanıp, dört kişi başlardık oynamaya. ne yapalım o zamanlar bilgisayar, laptop, playstation felan yok. eğlence kumar. tabii futbolcuyuz, herkeste para da çok...

kampta kumar oynarken basılıyor muydunuz?

- basılma ihtimaline karşı önlemler vardı. metin türel milli takım teknik direktörü... kamp yaptığımız otel odasında engin, alpaslan, cemil ve ali kemal kumar yapıyorlar. odanın ortasında büyük bir sehpa. etrafında dört sandelye, sehpanın üzerinde de büyük banyo havlusu... ben de yancıyım. metin hoca tüyoyu almış, kumar döndüğünün farkında, odalara baskın yapıyor. girdi bizim odaya... bizimkiler hemen havluyu kapattılar. ayaklarını uzattılar sehpaya. hepsi "uf ya biraz daha dinlenelim, yatalım" felan diye söyleniyor. metin hoca inanıp odadan çıkınca tezgah yeniden toplandı. oyuna devam edildi.

eskilerin arıza futbolcularından ilk 11 yapsanız, kimleri kadroya alırdınız?

- kalede fatih uraz, savunmada paşa hüseyin. abdülkerim. deli nezihi, orta sahada galatasaraylı güngör, çingene arif, beşiktaşlı ahmet şahin, forvette bahtiyar ve bursasporlu deli vahit. 11 olmadı ama aklıma gelenler bunlar.

kaleye nçin kova yaşar'ı değil de fatih uras'ı koydunuz?

- herkes arıza olarak bizim yaşar'ı düşünüyor ama bana göre en arıza kaleci fatih uras'tı.

neler yapardı?

- fatih kaledeyken her türlü gereksiz hareketi yapardı. üzerine şut gelirken, bir anda akrobatik şekilde atlar, zıplar garip garip uçmaya çalışırdı. o fuzuli hareketleri yüzünden de sürekli gol yerdi. bana göre fatih. yaşar'dan bombaydı.

abdülkerim ve çingene arif'i biliyoruz. paşa hüseyin nasıl biriydi?

- deliydi... top oynadığı dönemlerde her türlü manyaklığı yapardı. en meşhur olayı balıkesir'e yerleştikten sonra ana yoldan evinin sokağına kadar her yere "paşa hüseyin'in evine gider" diye tabela asmasıydı.

güngör'e neden "deli" deniyordu?

- büyük arızaydı. sahada durduk yere garip hareketler yapardı. zaten sonra dolandırıcılığa başlamış, yemediği halt kalmamış, hapse felan girmişti.

bir de beşiktaş'lı ahmet şahin dediniz. o nasılbiriydi?

- ona "kör ahmet" derdik. okuma yazması pek yoktu. gazeteyi tersten okurdu. eline gazete görünce "vay hamet okumayı söktün he?" diye makara yapardık.

forvette deli vahit'in deliliği nereden geliyor?

- maçlara hazırlanmasıyla ünlüydü. her maç öncesi hazırlığın suyunu çıkartırdı. herkes iki gün önceden kampa girerken vahit bir hafta öncesinden kampa alırdı kendini. evden dışarı çıkmazdı. hatta odasından bile çıkmazdı. karısı odasının kapısının önüne getirirdi yemeğini. vahit kapıyı aralayıp, yemeğini alırdı. neymiş karısını görürse tahrik olurmuş, sonra cinsel ilişkiye girermiş, konsantrasyonu bozulurmuş. bir de bacaklarındaki kılları permatikle traş ederdi.

o niye?

- koşarken bacak kılları hızını kesmesin diye...

http://www.macanilari.com/getir.php?fid=198219833207&aid=24430

14 Ağustos 2009 Cuma

"beşiktaş’tan başka takımda oynamak istemiyorum"

1974-1975 Sezonu
1. Lig 1. Hafta Maçı
İstanbul, Türkiye
Galatasaray.png
Galatasaray
2-0Giresunspor.png
Giresunspor

yer: antalya..

kayserisporlu mehmet topuz, kameraların karşısına geçiyor ve o meşhur konuşmayı yapıyor;

-"ben beşiktaşlı'yım.. beşiktaş’tan başka takımda oynamak istemiyorum.. fenerbahçe 50 milyon dolar da verse gitmeyeceğim. benim duruşum bellidir. gerekirse 6 ay oynamam ama sonunda beşiktaş’a giderim.."

sonrası.. sonrası malum..

"fenerbahçe 50 milyon dolar da verse gitmem, beşiktaş’ta oynayacağım’’ diyen, hatta üstüne üstlük bir de siyah-beyazlı forma ile pozlar veren mehmet topuz geliyor fenerbahçe’ye imza atıyor. hatta imza töreninde ‘’bir gün herkes fenerbahçeli olacak’’ yazılı şapkayı taktıktan sonra en az 5-6 kere de sarı-lacivertli formayı öpüyor..

şimdi..

gidiyoruz bundan taaaa 35 yıl öncesine..

tarih: 22 haziran 1974..

takım; adana demirspor..

oyuncunun ismi ise: fatih terim..

terim o tarihlerde transferin gözdesi..

kulübü onu "daha çok para veriyor" diye galatasaray’a satmaya çalışıyor ama onun kararı kesin..

terim o günler de basına demeç veriyor;

-‘’beşiktaş’tan başkasına gitmem..’’

ve her sorulduğunda aynı cevabı veriyor;

-‘’söz verdim. beşiktaş’a gideceğim.. başka takımda oynamam söz konusu bile olamaz.’’

sonra..

sonrası malum..

o, ‘’beşiktaş’tan başkasında oynamam’’ diyen fatih terim çok geçmeden galatasaray’a imzayı atıyor ve aralıksız 11 sene sarı-kırmızılı formayı sırtında taşıyıp, ‘’imparator’’ lakabını alıyor..

yani bugün mehmet topuz ne yaşamışsa, 35 yıl önce de fatih terim aynı olayı yaşadığı için bize de ‘’nereden nereye’’ demek kalıyor..

hakikaten de neredeeeennnn nereye…

5 Ağustos 2009 Çarşamba

ver lefter'e yaz deftere


1962-1964 Türk Milli Takım (Özel Maç)
Dostluk Maçı
09.10.1963
Ankara 19 Mayıs Stadyumu
Ankara, Türkiye
Turkiye.png
Türkiye
0-0Romanya.png
Romanya

ingiltere'de 48'lik matthews'ü seyrettikten sonra, türkiye'de dönüşte bizim matthews'ü kutlama zevkine eriştim. lefter 50'nci milli maçını oynuyordu. 39 yaşındaydı. tabii stanley matthews'e söylediğimde "neee?" demişti, "39 yaşında mı? o daha bebek sayılır, bebek..."

ne yazık ki lefter'in, futbolumuzun yetiştirdiği bu büyük ustanın bu en mutlu gününde mikrofon başında değildim. yoksa lefter'i 50'nci milli maçında anlatmak, ayrı bir zevk olurdu. milliyet gazetesinin kendisi için hazırlattığı altın rozeti sunma göreviyle mutluluğa eriştim.

lefter'i yıllar önce italya'da fiorentina forması altında seyretmiştim. şahane paslar vermiş, üç golden ikisini attırmıştı. hatta italya'nın ünlü hocası pozzo onun için neler demişti: "bu lefter var ya, bu lefter... bu küçük türk futbolcusu. öyle büyük ki... hani avucum bir meşin top sığdırmam mümkün olabilse, inanırım ki, bu lkefter avucumdaki o topla bile çalım atar."

1952'de istanbul ekspres'ten italya'daki dört futbolcumuzu görmek görüşmek amacıyla gittiğimde lefter'i seyretmiştim ya... aslında dört sporcumuz da ayrı ayrı başarı tablosu çiziyordu orada...

şükrü güles'in lazio'da frikikleri, kornerleri ile kaleleri titretiyordu. hatta lazio antrenmanlarından sonra taraftarlar "sukru sukru" diye bağırıyorlar. şükrü de onların gönlü hoş olsun diye, birkaç tane penaltı çekiyordu kendi kalecisine... şükrü gülesin, italyan sahalarının sevimli golcüsüydü. lazio soyunma odasına girdiğimde bütün italyan futbolcuların birbirine türkçe takıldıklarına tanık olmuştum. şükrü'ydü öğretmenleri... şükrü'den italya'da gördüğüm dostluğu da hiç unutamam.

bülent eken, palermo'da sağlam bir kale gibi karşı akınları önlüyordu. döneminin sert santrforlarını durdururken görmüştüm bülent eken'i... bülent oradaki fotoğraflarından verecekti bana... ama her gün "yarın" diyordu. derken fotoğrafçıya kendim uğradım. "siparişlerinizi sinyor eken'e verdim" dedi. peki, bülent bana niçin vermiyordu resimleri? sonradan anlayacaktım işin iç yüzünü: bülent'in saçları yeni yeni dökülmeye başlamıştı. meğer almış fotoğrafları... topa kafa vurmak için sıçradığı pozlarda, başı arkadan görününce dökülen yerler seçiliyormuş. oralara kalemle saç yapmış o yüzden bana vermesi gecikmiş. şimdi her görüşte takılırım bülent'e...

bülent esel, spal takımının golcüsüydü başarılıydı. bir ilginç maça raslamıştım. lazio-spal karşılaşmasına... birinde şükrü, ötekinde bülent...

oyun başladı, şükrü ilerde solda, bülent aksi yönde ortada... ama bizim bülent esel koştu koştu geldi, şükrü'ye bir çelme taktı, düşürdü. faul oldu tabii.. maçtan sonra sorduk bülent esel'e. "tabiî" dedi, "mahsus düşürdüm şükrü'yü.. .ikimiz de türk'üz... şike yapıyoruz sanmasınlar diye maçın başında çelmeledim. fena mı ettim?" hep birlikte gülmüştük.

evet, tekrar italya'dan türkiye'ye dönelim. floransa'da bıraktığım lefter'le ankara'daki altın madalya törenine... lefter 50'nci milli maçını geride bırakırken, miili takımımız tatsız bir 0-0'a boyun eğmişti romanya karşısında...

http://www.macanilari.com/getir.php?fid=196219649509&aid=8320